floranatolica
 
Ara Üye girişi DDbtn
-

Bisikletle Van Gölü

Süha Özgeçen, 2008

Van / Türkiye

`Uzaya, zamana, maddeye ve varlığın doğasına ilişkin tüm sorular yanıtlandığında geriye tek bir soru kalacaktır; akşam yemeğini nerede yiyeceğiz?´ - Her Otostopçunun galaksi rehberi- Douglas Adams
Talep ettiğim toplantının patronumca aylarca ertelenmesi sonucunda daha fazla sabredemeyip gerekli malzemeleri otobüse yüklüyor ve Ankara´dan Van´a doğru soluklanmaya çıkıyorum...Niyetim gölün etrafını bisiklet ile bir başıma dolaşmak, enerjimi pedallara boşaltmak ve şehirdeki ´omuz omuza´lık yerine buradaki dürbün dürbündeliği yaşamak. Yol boyunca güzergahımı ve nerelerde konaklıyabileceğimi düşünüp, planlamaya gerek varmı? Neticede Van´dan başlayıp saat istikametinde dolanacağım.Gerçekte nerede kalacağım ise oraya yaklaşırken netleşecek. Van Gölü´nün yaşı aşağı yukarı insanlığınki ile aynı.Takriben bir iki milyon yıl önce, Kuvarterner dönemde püsküren Nemrut volkanından çıkan çeşitli maddelerin vadide bir set oluşturması sonucu doğuda kalan çukurda biriken sular oluşturmuş gölü. GÜN 1 Saat sabah 8 00 da Van´dayım. Şimdiki şehir merkezinin göl kıyısından 6-7 km içeride olduğu Van´da en eski yerleşim M.Ö. 4000 lere kadar uzanmakta. M.Ö 2000 den itibaren Hurriler daha sonra Asurlular, sonrası M.Ö 841-609 döneminde Urartu´lar. Göle doğru doğu batı istikametinde uzanan 80-100 mt yüksekliğindeki kayalığın üzerindeki Van kalesi ise o dönemin antik başşehri Tuşpa. Terminal lokantasında birşeyler yiyor ve çantalarımı uygun bir şekilde bisikletime yüklüyorum. Dengeli ve emniyetli bir sürüş için ağır olanlar bisiklete ve yere daha yakın olmalı. Bisikletim 15 Kg. Her zaman hazır bulundurduğum 2 lt suyum dahil diğer yüküm 24 Kg. Yanımda yedek bir kat çamaşır, alt üst yağmurluk, polar, kamp ocağı, yakıtı, bir iki kap kacak, acil durum için bir öğün yemek malzemesi, uyku tulumu, mat, çadır, fotoğraf makinası, tamir takımları, ilk yardım çantası gibi mümkün olduğunca aza indirgenmiş malzeme var. Bu arada İstanbul´dan gelmiş ve Tatvan-Van arasını kuzeyden turlamayı yeni bitirmiş bisikletçilerle tanışıp güzergah hakkında bilgi alıyorum. Benim niyetim tam tur. Çok da gecikmeden saat 9 00´da yola koyuluyorum. 15 km. sonra Edremit, sonrası Gevaş. Gevaş´da Selçuklu Mezarlığı ve Celme Hatun Türbesi´ni ziyaret edip fotoğraf çekiyorum. Saat 13 00 da, 45.km de Akdamar (Agh´tamar / Ahtamar) adası karşısındaki Camping´de ilk konaklamamı yapmaya karar veriyorum. İlk günüm ısınma turu olmalı. Hem fiziki hem ruhi. Acelem yok. Çadır yerine 3 milyon ödüyor kamp atıyor ve kendimi Van gölünün sodalı suyunda yaşıyan tek balık (şu canavarı saymazsak); inci kefali, bolca salata ve bir bardak bira ile ödüllendiriyorum. İskeleden 4.5 milyona motorlar kalkıyor. Akdamar adası ve kilisesine doğru... Müslüman arap ordularının Anadolunun doğusunu istilası sonucu 7.yy sonlarından 9. yy ortalarına kadar Ermeni sanatında oluşan duraklama devri 886 yılında I.Aşot´a Abbasiler tarafından krallık unvanı verilmesiyle son bulur ve bir rönesans başlar. Kilise bu dönemde M.S 915-921 yıllarında Ardsruni´lerden I. Gagik bölgeye hükmeden Vaspurakan kralı olduktan sonra bizzat kendisi tarafından yaptırılmış. Adada ayrıca Gagik´in sarayı, manastır ve dükkanlar da bulunmaktaymış. Ardsruni´lerin tarihçisi Thomas Ardsruni´nin anlatımlarına göre burada surlar içinde yer alan meyva bahçeleri, teraslı parklar varmış. Saray adanın ortasında bir tepe gibi yükselmekte, altın yaldızlı yüksek kubbelerin ışıltıları çok uzaklardan görülebilmekteymiş. Günümüzde bu saraydan sadece bir kısım temeller kalmış durumda. Kırmızı kesme küf taşlarıyla yapılmış kilise ise dış cephesini kaplıyan ve özellikle İncil ve Tevrat´dan alınan dini konular ile dünyevi sahneler ağırlıklı kabartma figürleriyle ün salmış. Figürlerde gözlerin ve bazı detayların renkli taşlarla bezeli olduğu, altın yaldız ve boyalarla kabartmaların daha da zenginleştirildiği, güney kapısının gümüşten, üzerinin ise değerli taşlar, inciler ve altın kakmalarla süslü olduğu düşünülürse aynı mimarın elinden çıkma sarayla birlikte adanın nasıl muhteşem göründüğünü hayal edebiliyorum. Kilisenin Kuzey duvarında -cennetten kovulma- sahnesi....Adem elmayı koparırken Havva´da ağzına atarken canlandırılmış..Pencerenin sağında cennet ağacının dibine dolanan yılan,diz çökmüş durumda Havva ile birlikte..Havvanın tepesinde adı yazılı. Bir sonraki günün parkuru en zoru olacak. Göl çevresini dolanan yolun en yüksek kısmını aşacağım. Bu yüzden erkenden yatıyorum. Akşam... Çadırımdayım... Doğa, o buralara has misafirperverlik geleneğiyle hoşgeldin dercesine güleryüzlü. Ve herhangi bir rahatsızlık vermemek içinde pür dikkat. Bana ise sadece ve sadece kendimle olmak, kendimi dinlemek kalmış... GÜN 2 Sabah 05.00 dan 06.00 ya kadar yolun başını tutmuş arsız bir köpeğin keyfini bekledikten sonra nihayet yola çıkabiliyorum. 20 km sonra Balaban´da güvenlik kontrol noktasında lokanta, su, büfeler ve benzinlik var. Yemeğimi yiyip sularımı dolduruyor ve tırmanışa başlıyorum. Bu noktadan zirveye otobüsler 12 dk.da tırmanıyor. 29.km de Kuskunkıran geçidi diye anılan zirvedeyim. Burası aynı zamanda Bitlis il sınırı. Rakım 2235 mt. Saat 10.00. Bu zorlu çıkış sizi zirve sonrası dinlendirecek keyifli bir inişle ödüllendiriyor. Uzunca bir süre solunuzda çağıldayan dere ile birlikte seyahat ediyorsunuz. 75.km´de Küçüksu ayrımındayım. Zirveden buraya kadar yol inişli çıkışlı bir şekilde devam etti. Bu noktada solda çeşme ve tuvalet var. Sonrası bir süre yine hafif eğimli fakat yinede acemi vitesiyle (bisikletin en küçük vitesi) çıkabileceğiniz bir tırmanış.Suyumu tazeliyorum. Güneş altındaki bu tırmanış sırasında tükendiğimden enerji jel´lerimden birini burada bir ağacın gölgesinde soluklanır ve serinlerken tüketiyorum. 88.km´de yine çeşme var solumda. Hafif iniş olsa da buradaki vadi geçişleri rüzgar tüneli gibi. Karşı rüzgar neredeyse sizi gerisin geri geldiğiniz yere üfleyecek. 90.km´de koya varıyorum. 97.km´de artık Tatvan´ın içindeyim. Bir lokantada sağlam bir yemek sonrası vakit kaybetmeden Nemrut Dağı´na doğru yola devam ediyorum. Ahlat çıkışında kavşaktan sola doğru Bitlis istikametinde döndükten sonra 100. km´de Nemrut Dağı çıkışı ayrımındayım. Tabelada `Nemrut 13 km´ yazıyor. Yanıltıcı olduğunu zirvede tükendiğim anda anlayacağım. Bu çeşit dik çıkışlarda en düşük viteste hızım 5 km/saat civarında. Saat 16.00 ve ben 19.00 olmadan kamp yerine ulaşabileceğim hesabı yaparak tırmanmaya karar veriyorum. Daha yamacı biraz ilerlemişken iki adet bisikletli çocuk yukarılardan nefes nefese yanıma geliyor ve zirveyemi çıkacağımı soruyorlar. Yol boyunca sürüler ve çoban köpekleri olduğunu, kaçmaktan perişan olduklarını ve yerimde olsalar vazgeçeceklerini söylüyorlar. 13 km bilgisini doğrulatmaya çalışıyorum; `Abi kaç 13 km biliyormusun, çık çık bitmiyor biz helak olduk´ diyorlar. Çocukturlar abartılı konuşuyorlar diye içimden hesap yapıyorum. Hava karardığı halde hala yol ayrımlarında seçimler yapmak zorunda kaldığım her seferinde bu çocukları yeniden hatırlıyor, kendime ve tabelaya o bilgiyi girene bir yandan kızıp bir yandan da, çocukların şu halimi görseler yüzlerinde oluşacağından emin olduğum o gülümsemeyi gözümde canlandırdığımda bende tebessümler içinde pedallara biraz daha hırsla yükleniyorum. Tükendiğim noktada acil durumlar için yanıma aldığım enerji jelleri yine imdadıma yetişiyor.113.km kraterin kenarında, sağda solda erimemiş kar tabakaları arasında, 2600 mt.lerde zirvedeyim. Tabeladaki bilgi bu nokta için doğru. Ama göl kenarına buradan itibaren çanak yamacından alçalış gerekiyor. Üç yol kavşağında doğru seçenek olan yol iki azman çoban köpeği tarafından perdelendiğinden farketmiyor, birazda köpeklere en uzak olan ve direkt aşağı inmeye başlayan yönde tercihimi (yanlış) kullanıyorum. Zaten iki canavardan biri sol diğeri sağ ayak bileğimde hırlayıp havlayarak beni 100-200 mt `güdüyorlar´. Hızlanıp köpekleri coşturmamak için frenleyerek yokuş aşağı devam ediyorum. Beni bu ızdıraptan kurtaracak kamp yerine birazdan ulaşacağım ve sıcak bir kahve içeceğim hayaliyle son gücümü de toplamaya çalışırken, epey indikten sonra karşılaştığım iki genç acı gerçeği gurub´a karşı açıklıyorlar. Bu yol yanlış!... Ve ben kendimi bırakmamalı, hiç düşünmeden gerisin geri tırmanmalı, köpeklerin perdelemiş olduğu üçüncü yola sapmalıyım. İndiğim yol kum, taş ve toz. Bu yokuşu çıkarken bisikletin en düşük viteste patinaj yapması beni iyice tüketiyor. Allah´tan köpekler bıraktığım yerde değiller. Üçüncü yoldan kah iniş kah çıkış devam ile bir göle ulaşıyorum. Güneş artık batmıştır. Bu göl kenarında göçerler kıl kara çadırlarıyla kamp kurmuşlar. 20- 25 büyük çadır var. Sürülerini otlatıyorlar Nemrut eteklerinde. Canavarlar onların. Selamlaşıyorum. Büyük göle ne kadar kaldığını soruyorum. `Çook var´ diyorlar. Yamaçtaki karşılaştığım çocuklar yine tebessüm ediyorlar zihnimde. `Hava karardı gitme delimisin. Burda bizim yanımızda kal´ diyorlar. `Ben bir bakayım kimseyi bulamazsam yine döner sizin yanınızda kamplarım´ diyorum. Devam ediyorum. Hava iyice karardı.Yol ayrımı. İki mümkün değil okunamaz tabela. Havada takla atan bir bozuk para. Küçük el fenerimi kaskımdaki don lastiğine iliştirmiş soldaki patikadayım. Yol ayrımı; `Kar mağarası´, `Buz mağarası´!?.. Tabelalara niye kilometreleri girmezlerki? Etrafı görmek için gözlerimi yırtarcasına açmışım.İşte! ilkini gördüm. Terk edilmiş bir kulübe. Küçük gölün (Ilıgöl) kenarında. Buralarda ayı varmıdırki? Büyük göl kenarında büfe ve kalanlar olduğunu duymuştum. Haydi gayret `Buz Mağarısı´na.. Bu kadar geldik madem, devam. 129. km de saat 20.30 da bir kulube ve biri av tüfekli üç insan silueti seçiyorum. Onlar da hoplayıp zıplayan zayıf bir ışık ve sonunda altında beni seçiyorlar. `Böyle garip ziyaretçilerden para alamayız diyor 80 küsur yaşındaki Hazni Öntaş dede, torunları Birol ve Ramazan ne varsa kahvaltılık yiyecek çıkarıp masaya koyarlarken. Kendileri yemiş. Bunlar benim. Çekinmeden ye diyorlar. Ben yorgunluktan daha çok su içiyorum. 14.5 saattir pedal çeviren bacaklarım pırıl pırıl yıldızların ışığında Nemrut gölü´ne karşı kurulan çadırımda huzura yatıyorlar erkenden. Bense ikide bir kalkıp, ovalayıp, üzerlerini örtüyorum. GÜN 3 Sabah 05.00 ayaktayım. 06.00 gölde buz gibi suda. 06.30 hep birlikte kahvaltı masasındayız. Saat 07.00. Birşeyler ödememe müsaade etmiyorlar yine. `Burada iyi insanlar olduğunu söyle sadece´ diyorlar. Helalleşiyorum .Odometremi sıfırlıyor ve bu güzel insanlar, Öntaşlar´ın köyü olan Serinbayır istikametine doğru kraterin kenarına tırmanışa geçiyorum. Geldiğim yoldan geri tırmanmaktan daha avantajlı. Birkere tırmanış onun üçte biri kadar olacak. Göçerlerin önünden geçip sola vadiye dalıyorum. Biraz tırmanış, sonrasında beni Serinbayır´a doğru pedal çevirmeden inen bir sakin yol ile ödüllendirecek. Büyük gölden göçerlerin konakladığı Ahlat yol ayrımındaki göle kadar 6 km. Sonrası 3 km tırmanış. Kraterin doğu kenar sırtındayım. `mezkur senede (1441) büyük bir hadise olmuştur: çünkü Chlat (Ahlat) ile Bogesch(Bitlis) arasında kain Memrut (Nemrut) Dağı birdenbire gök gürültüsü gibi gümbürdemeye başlamış ve bu gürültüler dolayısiyle bütün ülke korku ve dehşete kapılmıştır; çünkü dağın bir şehir genişliğinde yarıldığı ve yarıktan çok koyu renkli bir duman ile çevrili ateş çıktığı görülmüş ve öldürücü fena bir koku insanları hasta etmiştir. Müthiş alevin tesiri altında taşlar kızarmış ve muazzam ebaddaki kayalar gök gürültüleri ile havaya fırlatılmıştır. Bütün bunları, öteki vilayetlerdeki insanlar da açıkça görmüştür.´ Vardan adında bir Ermeni´nin eserinden Abich tarafından 1882 de yapılan bu tercüme de de görüldüğü gibi Nemrut son olarak ortaçağın sonlarında,1441 yılında püskürmüş. Neocene ve Kuarterner dönemde faaliyet göstermiş volkan tarafından oluşan koninin tepesi, Kuarterner dönem sonlarında oluşan bir patlama sonucu çökmüş ve bu günkü geniş kaldera ve bunun batısındaki büyük krater gölü oluşmuş. Nemrut Gölünün suyu tatlı ve en derin yeri 150 mt. Hemen yanındaki Ilıgöl ise 7-8 mt derinlikte. (Bu ufak gölün içine Batı kıyılarında bir sıcak su kaynağının olduğunu bilseydim sabah banyomu burada alırdım.) Kalderanın Nemrut Gölü´ne doğru inen dik iç yamaçları özellikle Kuzey, Batı ve Güneyde 500-600 mt yükseklikte bir duvar oluşturuyor. Kraterin üst kenarları doğu batı doğrultusunda 8.4 km, Kuzey-Güney doğrultusunda ise 7.2 km yi bulan düzenli bir elips biçiminde. Benim kalderadan çıkış rotam olan doğu kenarı infilaklar sırasında o zamanki hakim rüzgarların sürükleyerek piroklastik maddeleri yığdığı taraf. Buranın yükselmesi lavların Batı tarafına doğru akmasına neden olmuş. Daha sonraları nispeten gevşek olan bu tabakanın krater içine kayması sonucu, krater sırtlarının en alçak yeri sonuçta burada oluşmuş. Sırttaki kısa soluklanma sonucu yamaçtan aşağı kendimi bırakıyorum.14. km de Serinbayır köyüne kadar iniş. Devam ile 18.km Taşharman köyü. En yüksek viteste iniyorum çoğunlukla. Saka köyü üzerinden 28. km de Tekrar Tatvan-Ahlat yolundayım. Sağım ve biraz ileride solum değişik türde kuşların yaşadığı sulak koruma alanları. 34. km de Ahlat dayım. Ununu elemiş eleğini duvara asmış Ahlat. Yıllar boyu çetin savaşlara, mücadelelere, zaferlere, zulme, yıkıma şahit olmuş bu şehir şimdi Nemrut gibi; uzatmış ayaklarını göle doğru, eski günleri yadetmekte. Bölgenin o dönemler en önemli yerleşim merkezi halbuki. XIII.yy da 300.000 nüfusu ile bir bilim ve sanat merkezi olması açısından `kubbetu´l İslam´ unvanı almış bir yer. Bizans kaynakları burayı Khlat; Ermeni yazarlar Hlat; Süryaniler Khalat,Kelath,Khılat; Araplar Halat veya Hılat; Türkler ise Ahlat şeklinde anmışlar. Gerek Ahlat gerek Hılat gerekse de Halat Arapça´da karışık manasında kullanılmış. Zamanında buradaki yüksek tabakanın Farsça ,halkın Türkçe, azınlığın ise Ermenice konuştuğu gerçeğinden yola çıkıldığında , milletlerin ve dillerin değişikliğine atfen kentin isminin bu manada kullanılmış olması isminin nereden geldiği konusundaki savlar içinde akla en yatkın olanı olarak görülüyor. MÖ 3000 Hurriler; sonra sırasıyla Asurlar;Urartular;İskitler;Roma istilası; Medler; Persler; Makedonlar; Partlar; Roma; M.S 638 Müslümanların Ahlat´a ilk girişleri; Bizans; Mervanoğulları; Selçuklular; Eyyubiler; (1242 de Moğollar kenti yerle bir ediyorlar); İlhanlılar; Celayirliler; Karakoyunlular; Akkoyunlular; Safeviler; 1514 Çaldıran savaşı sonrası Osmanlılar.... Bölgenin Türkler´le ilk karşılaşmasının hikayesi ise şöyle: Selçuklu devletinin kurulması ve kendilerine yeni yurt arayışları sırasında Çağrı Bey komutasındaki bir akıncı kuvveti Van gölü civarındaki birçok kaleyi zapteder. Ermeni tarihçileri olayın dehşetinden bu saldırıyı; `Mızrak ok ve yaydan oluşan silahları çekili ,beli kemerli, uzun ve örülü saçlı, rüzgar gibi uçan Türk atlıları´ şeklinde ifade etmişler.Bu tarihlerde artık Türkmenler bölgeye kitleler halinde gelmektedir. Keşif sonrası Çağrı Bey, Selçuklu sultanı Tuğrul Bey´i buralara yerleşmeye ikna ediyor. `Mart-1055´de Ermenistan üzerinde zehirli ve öldürücü bir rüzgar esti. İran sultanı Tuğrul payitahtından hareket edip deniz kumu kadar çok olan askerlerle beraber Ermenistan´a yürüdü..., ...O(Tuğrul Bey) ateş fışkıran kara bir bulut gibi hareket edip, öldürücü dolu sağanağı (ordusu kastedilmektedir) ile birlikte..., Allahın gazabının bir alameti olan felaket Sultan Tuğrul´un emriyle İrandan üzerimize gelmeye başladı..., ...Onların gök gürültüsünü andıran haykırışlarıyla.., ...Korkunç dalgalarla çalkalanan bir denizi ve taşkın sularını ileriye atan azgın bir nehiri andıran bu muazzam ordu..., ...kana susamış vahşi bir hayvan gibi şiddetle yürüyerek Ermenistan´a doğru geldi.., ...İranlıların ejderi olan Sultan (Tuğrul Bey) büyük zaferle Ermenistan´a girdi´ -Vekayi-Name, Ermeni tarihçi Urfalı Meteos- Selçukluların bu istila hareketine bir son vermek isteyen Bizanslı komutan Romanos Diogenes muaazzam bir ordu kurarak buraya doğru yola çıkar. Alparslan o sırada Halep´te. Ahlat ve Malazgirt´ten ordunun üzerlerine geldiği haberi kendisine ulaştırılınca geri dönüp Ahlat´a varıyor ve burada hakimiyet tesis edip, konaklıyor. 26 Ağustos 1071 Cuma günü tüm komutanlariyle birlikte namazı Ahlat´ta kılıp savaşa gidiyor. Bu sırada Halife el-Kam Biemrillah bütün islam memleketlerinde bulunan camilerde, Alparslan´ın komutasında olan İslam ordusunun muzafferiyeti için dua ettiriyor. Kendiside Bağdat´ta mimbere çıkıp bizzat dua ediyor. Bu savaş Anadolunun kapılarını Türklere açan savaştır. Şehrin hemen girişinde sağda bahçe içinde oturanlara iyiki adres sormuşum. Burası İyiler mahallesi. İsmiyle mütenasip. Çaya davet etmişlerdi ısrarla. Şimdi ise köy evinin içinde yer sofrasının başında leblebi gibi inci kefali yiyoruz hep birlikte.Yanında lavaş ve taze soğan. Üstüne bahçede ağaçların gölgesinde demli çay bekliyor sohpet eşliğinde. Bir de arada bir, 5-6 yaşlarındaki Mert´in sırf benim için çıplak ayaklarıyla ağaçların arasında koşarak kaybolup o küçük avuçlarına sığdırabildiğince toplayıp getirdiği can erikler. 80 lik bir başka güzel insan Şükrü Babahan Ahlat´ın tarihçesini özetliyor.Buraya eskiden Oğuzhan şehri denirmiş.Babahanlar kesimlik koyun toptancılığı yapıyorlar. Yolcu yolunda gerek. İzin isteyip yola koyuluyorum. Evin hemen arkasında Usta Şakird (Ulu) Kümbeti Ahlat´ta ve hatta anadoludaki en büyük kümbet. Onun önünden geçip tekrar yol ile kesiştiği noktada karşıya geçiyorum. Müze ve bitişiğinde bir Selçuklu imzası.`Meydanlık kabristanı´.Kendi mezarları bulunamamış sanatkarların eserlerinden oluşan anıtsal mezarlık.1000 kadar mezarı ile genel görünümü Altay mezarlıkları gibi. Bu mezarların şahideleriyle Orhun anıtları arasında arasında büyük benzerlik var. Mezarlığın kuzeyinde Emir bayındır Kümbeti. Tekrar yola dönüp Ahlat merkezinin içinden ana yola, Adilcevaz yoluna çıkıyorum. Serinlemek ve birazda dinlenmek için sakin bir yer istiyorsanız Ahlat´ı biraz geçmeyi bekleyin.Göl etrafında göle girmek için en güzel plajlar burada.Birine sapıyor, gölün sodalı suyunda kendimi ve çamaşırlarımı ağartıyorum. Van Gölü´ne 1110 tarihinde bir gece gökten bir ateş düştüğü, gölün sularının karaya vurduğu, suların kan gibi kızardığı, bütün balıkların öldüğü ve balıkların odun yığını gibi karaya vurduğundan ve gölün altından bir volkan fışkırdığından bahsedildiği kaydedilmiş tarihçilerce. Sudan bir an önce çıkmakta fayda vardır. 56.km deki hafif rampa dışında yol Adilcevaz´a kadar hafif iniş çıkışlarla devam ediyor. 61.km.´de Adilcevaz´dayım. Saat 17.00. Adilcevaz´ın hemen girişinde solda bir otel. Tek kişi geceliği 20 milyona burada konaklamaya karar veriyorum. Üçüncü günümün sonunda sıcak bir duş moral olur. GÜN 4 7.30 da otelden ayrılıyorum. Odometremi yeniden sıfırladım. 17.4 km´de Göldüzü ayrımından sağa sapıyorum. Buradan itibaren ilk köy 4 km sonra Karşıyaka. İkinci köy 9km sonra Esenkıyı.Üçüncü köy Göldüzü ise 13 km sonra. Karşıyakayı geçip Van gölü ile Sodalı Göl arasında kurulu olan Esenkıyı köyüne varıyorum. Burada adres sorduğum İkizler Adnan ve Mücahit Koçaklı kardeşler `Hele bir dur, kimsin nesin, gel bir çayımızı iç, nasıl olsa gidersin´ diyerek beni evlerine davet ediyorlar. Artık tüm köy çocukları arkamız sıradır. Bisiklet evin altındaki ahırda en büyük çocuğa emanet edilmiştir. Yatak odası aynı zamanda evin misafir odası. Bir köşedeki yer divanına buyur ediyorlar. O toz toprak halimle bu temizliğe oturmaya çekinirken onlar dışarı çıkıp ellerinde kolanya ile tekrar geliyorlar. Ve sanki yeni karşılaşmışız gibi hoşgeldin diyerek sırayla önümde eğilip elimi sıkıyorlar. Bu ilgiden mahçup doğrulmaya çalışırken `sen otur´ diyorlar `kalkma. Misafirimizsin. Misafir oturur biz ona hizmet ederiz. Bizim töremiz böyle.´ Bir yanda onca yoksulluk diğer yanda onca insanlık. İşte yozlaşmamış Anadolu. Soğuk ayran ve kahvaltılık yiyecek birşeyler hazırlatıyorlar alelacele. Bu köyün halkı gurbetçi. Tarlaları var ama sulama suyu için kanallar olmadığı için tarım yapamıyorlar. O yüzden inşaat mevsimlerinde çoğunlukla büyük şehirlere gidip inşaatlarda çalışıyorlar. Esenkıyı köyünün Van Gölü´ne olan sahilinde güzel bir plaj ve kamp yapma imkanı var. Çocuklar tulumbadan sularımı buz gibi su ile tazeliyorlar. Yola koyuluyorum, Koçaklı ailesinin ikramı otlu peynir, haşlanmış yumurtalar ve ayranın morali ile. Saat 11.30 Göldüzü köyünü de geçtikten sonra 37.km de Erciş yolu çıkışındayım. 51. km´ye kadar hafif iniş çıkışlar.Fakat karşı rüzgar etkisiyle yer yer en düşük vitesteyim. 55. km sakin kıyılar ve plajlar. Solda Benziklikte Jandarma kontrol noktasından hemen önce mola veriyorum. Güzel bir yemek yiyorum. 2. vitesle tırmandığım bir yokuş ile 62. km´de yolun en tepe noktasındayım. Sonrası iniş. 68. km´de yokuş aşağı Gölağzı kasabasına giriyorum. 75. km´de ise Erciş merkezdeyim. Ercişi durmadan geçiyorum. 107.km´de Doğubeyazıt, Muradiye ayrımındayım.3.2 km sonra sağda köy içinde çeşme var. Saat 17.00. Sularımı dolduruyorum. 4 km boyunca rüzgara karşı tırmanıştayım. Sonra iniş ile Çakırbey. Km 115. Burada Karayollarının 115. Şube şefliği bakım istasyonu var. Bir miktar daha ilerliyorum ama dizim sancımakta ve hava kararmadan bir kamp yeri bulup bulamayacağımdan emin olmadığım için geri dönüyor ve bakım istasyonunda çadır kurmak için izin istiyorum. Akşam yemeğinde Karayolları görevlileri Ferzande ve Cevdet ağabeyler benim ikram ettiğim hazır çorbaları suratlarını ekşiterek tattıktan sonra kendi pişirdikleri haşlama ve pilava beni davet ediyorlar, yemek böyle olur diyerek. Bahçenin bir kenarına çadırımı kuruyorum. GÜN 5 Sabaha doğru hafif yağmur serpiştiriyor. Birlikte yaptığımız kahvaltı sonrası beni uğurluyorlar. Odometrmi yeniden sıfırladım. 8.8 km´de Ermişler´de sağda kamp yerine varmadan az önce lastiğim patlıyor. Yeterli hava olup olmadığını kontrol etmediğim için bir kasiste lastik jantın altında eziliyor ve deliniyor. Birkaç kere geçici bastığım hava ile kamp yerine ulaşıyor ve burada lastiğimi değiştirip patlıyanı onarıyorum. Birşeyler de yedikten sonra yine yoldayım. 21. km´de Nurşin petrol de mutlaka durun ve sac kavurma yiyin. Burada benzinliğin arkasında kamp ta kurulabilir. 22.km´de Adır adası ayrımı. 27 km Tasmalı geçidi. Rakım 1860. Yolun bundan sonraki kısmı ise sadece tamamlanması gereken bir parkur. Van-Erciş arası kamyon trafiği gitgide yoğunlaşıyor. Gölün öteki bölgelerinde yanınızdan 3 ila 5 dk.da bir araç geçerken artık trafik baskısını üzerinizde hissetmeye başlıyorsunuz. 23.06.03 de saat 14.15 e 62. km´de Van otogarında, beş gün önce tura başladığım masamdayım. Dr. Reşat İzbırak buralara yaptığı mesleki ziyaret sonrası üniversite dergisinde yayınlanan 1946 tarihli makalesinde şöyle diyor: `...Hele demiryolu Van Gölü kıyısına vardıktan ve burada gerek gölün güney kıyısını dolaşacak ve gerekse Tatvan´ı Van´a feribotla bağlayacak olan can damarları kurulduktan sonra, bu çevre yurdumuzun en verimli, en zengin, en çok uğranılan, sağlam havalı, temiz sulu, yeşil köşeleri arasına girecek, uzun zamanlar sönük kalmış köy, kasaba ve şehirler birer inci gibi parlayacaktır.´ Ben ise çayımı yudumlarken düşünüyorum; `Sahi, akşam yemeğini nerede yiyeceğim?´... 1.Gün Van - Akdamar 45 km 2.Gün Akdamar - Nemrut 129 km 3.Gün Nemrut - Adilcevaz 61 km 4.Gün Adilcevaz - TCK İst. 115 km 5.Gün TCK İst. - Van 62 km Toplam: 412 km
Yararlanılan Kaynaklar: AKDAMAR KİLİSESİ - Prof.Dr Gönül GÜNEY 1989 CİLO VE NEMRUT DAĞLARİYLE HAKKARİ VE VAN GÖLÜ ÇEVRELERİNDE COĞRAFYA ARAŞTIRMALARI 1946 - Dr Reşat İZBIRAK NEMRUT SÖNMÜŞ VOLKANI VE KALDERASI - İsmail YALÇINLAR-1973 AHLAT TARİHİ - Rahmi TEKİN AHLAT MEZAR TAŞLARI - Beyhan KARAMAĞARALI